Kelebekle eşşeğin aşkı
Yaz günüydü, galiba işten kaytarmıştım. Emirgan taraflarında
deniz kenarındaki bir bankta oturmuş, kitap okur gibi yapıp denizi
seyrediyor, çay içiyordum. Çay dediysem, Emirgan çay bahçesinde satılan
çaydan değil. Derme çatma bir sandığın üstünde, etrafını kartonla
çevirdiği tüpün üstündeki küçük, kararmış çaydanlıkta demlediği çayı
oralarda balık tutanlara, denize girenlere üç kuruş paraya satan
ihtiyarın çayından içiyordum.
"Amca sana demliğin parasını vereyim
bana taze çay demle" dediğimde anında demliği boşaltmış, yenisini
demlemişti, bardağım boşalır boşalmaz yenisini getiriyordu.
Deniz dalgalı, hava rüzgarlıydı. En sevdiğim haliydi havanın ve
denizin. Böyle havalarda gece sahile gider, neredeyse sabahlara kadar
oturur hatta uyurdum.
Tam kitaba dalmışken, önümden sanki kelebek gibi uçuşarak bir etek geçti. Geldi yanıma kondu!
Biraz
toparlandım ama başımı kaldırıp bakamadım. Kelebek bir kıpırdandı,
bacak bacak üstüne attı. İnce bilekli beyaz bir bacaktı, ayağını
bileğinden çeviriyordu. Başım kitaba eğik sağ avucumu kaşımın üzerine
koyup gözlerimi siper etmiş 'etrafla ilgim yok ben kitabımı okuyorum'
havasındayım ama ben kitabı çoktan unutmuş bacağı inceliyorum.
"
Simit yer misiniz?" dedi kelebek, elindeki simitin yarısını uzatarak.
Şimdi, normal bir erkek döner, teşekkür ederek simiti alır yer. Ama ben,
önce bacağımı düşürdüm, bacağım düşünce kitap kaydı, tam düşecekken ani
bir hareketle bacaklarımın arasına sıkıştırarak tutabildim, sigaramın
ateşini üzerime düşürdüm fırlayarak onu silkeledim, dışarda bunlar
yaşanırken iç organlarda rahat durmuyordu, kalp gümbür gümbür kan
pompalıyor, kan yüzümden kulaklarımdan fışkıracakmış gibi baskı yapıyor,
midem kasılıyor, bağırsaklar içindekileri götümün ağzına itiyordu,
hatta çüküm bile kalkmıştı "n'oluyoruz olm lan, sevişiyormuyuz?" diye.
Bütün bunlar bir kaç saniyede olmuş ama bana bir kaç saattir
debeleniyormuşum gibi gelmişti.
"Hay Allah!" dedi kız kikirdeyerek.
"Hay Allah!" dedim ben de simiti alırken.
Sonra ihtiyara 2 çay söyledim, içerken başladı benimle konuşmaya, devamlı konuşuyordu.
Siyah
düz saçları vardı, sanki başından aşağı akıyormuş gibi duruyordu. Önüne
düşen saçlarını arada bir eliyle kulağının arkasına atıyordu, bu
hareketi öyle güzel yapıyordu ki, saçın öne düşmesini bekler olmuştum.
Makyajı var mı yok mu anlaşılmıyordu. Çok güzel sayılmazdı ama gözgöze
gelindiğinde garip bir albenisi vardı. Bir gözü de şehlaydı.
Neler
anlattı neyden bahsetti hatırlamıyorum ama bir müddet sonra bayağı
samimi olmuştuk. Elimi tutuyor, boynuma sarılıyor, devamlı anlatıyordu.
Arada bir benim söylediklerime ise kahkahalarla gülüyordu. Hatta bir ara
ayağını dizlerimin üzerine koymuş, "ne kadar düzgün ve pürüzsüz
bacaklarım var lan bak!" diye zorla elletiyordu.
Sonra kalktık, onu evine bıraktım. Boynuma sarıldı teşekkür edip yanağımdan öptü.
- Yarın gene kaytarsana işten.
- Bilmiyorum biraz zor olabilir.
- Aynı saatte orada olurum, yoksan giderim.
Dedi ve gitti.
Hangi saatteydi ki? Kaçta geldi lan bu kız oraya? Hay amına koyyım yaa!
Bir sürü hayallerle sabahı zor ettim. Biraz daha kestireyim diye uzanıp uyuyakalmışım.
"Kalk
lan işe gitmicen mi?" diye dürttü ablam. "Yaa sikerim işi, bugün başka
işim var" dedim. "Ne işin varsa kalk, saat 10 oldu" deyip çıktı. 10 mu!
Vay ecdadını sikeyim diyerek zıpladım yataktan. Banyo kapısından
girerken enseme bir tokat yapıştırıp "besmeleyle kalk o yataktan öküzün
evladı, besmeleyle!" dedi ablam, elleri belinde. " Lan git başımdan
sabah sabah" deyip, avcuma doldurduğum bir parça suyu yüzüne atıp kapıyı
kilitledim. Eğer kilitlemesem beni oracıkta didik didik ederdi. Bir
müddet kapının arkasından "Terbiyesiz köpek soyu, nasıl konuşuyorsun
benle öyle, senin o ağzını kulaklarına kadar yırtarım eşşolueşşek seni,
aynı babama çekmişsin işte aynı, soydur çeker boktur kokar!" diye
söylendi. " Babama çekicem tabi, bakkala mı çekicem!" dedim ıkınarak.
"Allahın belası piç!" dedi gülerek uzaklaştı.
Duşumu aldım, giyindim
fırladım evden. Akşama kadar da olsa bekleyecektim. İhtiyara çay işaret
ettim,eliyle 5 dakika sonrayı işaret etti. Neyse epey bir oturdum, belki
bir demlik çay, 1 paket sigara içtim. Hayal kırıklığına uğramıyım diye
kendimi gelmeyeceğine inandırmaya çalışıyordum.
"Bugün kitap okumuyor musun yakışıklı?" dedi arkamdan.
Martılar
havada asılı kaldı. Dalgalar durdu. Kanım bütün vücudumdan çekildi.
Araba sesleri kesildi... Sonra sanki biri şalteri tekrar kaldırdı, paat
diye herşey normale döndü.
Bugün okumuyorum, seyredicem dedim. Kikirdedi. Koluma girip " bugün gezelim oturmayalım" dedi.
Akşama
kadar gezmedik yer bırakmadık. Emirgan, Belgrad ormanı, Rumeli kavağı
Bir sürü yer. Devamlı bir şeyler anlatıyor, bir dakika yerinde durmuyor,
sanki ayakkabıları yaylıymış gibi zıp zıp zıplıyordu. Bazen sırtıma
atlıyor, bazen boynuma asılıyor. Bazen de kuytu bir kenara çekip uzun
uzun öpüyor sonra da "pek de güzelmiş pek de lezizmiş" diye yalana
yalana geziniyordu.
Akşam oldu. Evine bıraktım. Apartmanın içine
sokup boynuma sarıldı nefesi kesilene kadar öptü. Bıraktığında gözünü
şaşı yapmış "oha nasıl öptüysen gözüm kaydı lan! Bir daha öpte düzelsin"
deyip tekrar öpüp, gözlerini düzeltmişti.
"Pazar günü 3de Galleria'nın arkasındaki çay bahçesine gel" dedi ben çıkarken" sana orada adımı söylicem!" deyip kapıyı kapattı!
Adımı
mı söylicem?! Oha amına koyyım adını bilmiyorum kızın. Hay beynimi
sikeyim lan, adını sormadım iyi mi kızın, yuhh! Öküzüm işte öküz,
ablamın dediği kadar varım yani!
Pazar günü belki o da erken gelir düşüncesiyle 12 de gittim oraya.
Şöyle bir göz gezdirdim... Vay anneni sikeyim! Üç tane herifle aynı
masada gayet samimi bir şekilde bir şeyler anlatıyor. Üzerinde kısa bir
elbise, neredeyse adamların kucağına oturacak.
O aralar oralarda
para karşılığı erkeklerle yatan genç kızlar vardı, ben de onu öyle
görünce "vay amına kodumun karısı orospuymuş meğerse" deyip bastım
gittim. Çok canım sıkılmış, ne arayıp ne de sormuştum.
İki hafta
sonra pazar günü kitabımı alıp indim sahile. İhtiyardan çayımı alıp
oturdum. Kitabımı okurken, sanki bir kelebek karşımda kanat çırpıyormuş
gibi etekleri uçuşarak karşımda ayakta durdu. Bu sefer yanıma konmadı.
Bir müddet eteklerini seyredip yüzüne bakmadım.
- Neden ektin beni? dedi kırık bir sesle.
- Ekmedim, etrafın erkek doluydu bana gerek yok diye geri gittim.
Bir süre durdu, sonra geldi yanıma oturdu.
-
Anladım neden gittiğini... Ben ansiklopedi satıcısıyım, yanımda
gördüklerin de kafalamaya çalıştığım müşteriydi. Biraz samimi davranınca
vericem zannedip kütüphaneyi alır onlar...
Sustu. Gözyaşlarını sildi. Burnunu sümkürdü.
- Bana da mı ansiklopedi satacaktın?
- Niyetim oydu ama yapamadım. Sana sarılmak hoşuma gitmişti!
Dedi
burnunu çekerek. Ve kelebek gibi etekleri uçuşarak, uçtu gitti. İhtiyar
bana bir çay getirip "bu kızcaaz belki 10 sefer gelip seni sordu
delikanlı" dedi. Bir şey diyemedim.
İhtiyarın parasını ödeyip
kalktım. Arkadaşımın yanına gidip "rakı içiyoruz birader" dedim. Bir
saate baktı, "bu satte ne rakısı" der gibi bana baktı. "Ne bakıyorsun
ananın amı rakı içelim işte!" dedim, bir şey demedi. Rakıyı çıkardı bir
kaç parça bir şeyler hazırladı. O bir şey sormadı ben bir şey
anlatmadım. Uzunca bir süre içtik. Yıkılır haldeyken yüklenip eve
götürdü. Kapıyı ablam açtı. Normalde beni sarhoş gördüğünde kıyameti
koparır 50 tane laf söylerdi. Sadece gözlerime baktı, üstümü çıkarıp
yatırdı. Kapıdan çıkarken seslendim;
- Abla lan!
- Ne var it?
- Babama çok mu çekmişim?
- Tıpatıp!
- Çok mu eşşekmiş o da?
- Görünüşe göre boynuz kulağı geçmiş.
- Eşşekler üstüyüm ben eşşekler!
Kapı yavaşça kapandı. Bir kelebek gelip burnumun üzerine kondu. Sızladı sızladı!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder