15 Ağustos 2012

Kelebekle eşşeğin aşkı

Yaz günüydü, galiba işten kaytarmıştım. Emirgan taraflarında deniz kenarındaki bir bankta oturmuş, kitap okur gibi yapıp denizi seyrediyor, çay içiyordum. Çay dediysem, Emirgan çay bahçesinde satılan çaydan değil. Derme çatma bir sandığın üstünde, etrafını kartonla çevirdiği tüpün üstündeki küçük, kararmış çaydanlıkta demlediği çayı oralarda balık tutanlara, denize girenlere üç kuruş paraya satan ihtiyarın çayından içiyordum.
"Amca sana demliğin parasını vereyim bana taze çay demle" dediğimde anında demliği boşaltmış, yenisini demlemişti, bardağım boşalır boşalmaz yenisini getiriyordu. Deniz dalgalı, hava rüzgarlıydı. En sevdiğim haliydi havanın ve denizin. Böyle havalarda gece sahile gider, neredeyse sabahlara kadar oturur hatta uyurdum.
Tam kitaba dalmışken, önümden sanki kelebek gibi uçuşarak bir etek geçti. Geldi yanıma kondu!
Biraz toparlandım ama başımı kaldırıp bakamadım. Kelebek bir kıpırdandı, bacak bacak üstüne attı. İnce bilekli beyaz bir bacaktı, ayağını bileğinden çeviriyordu. Başım kitaba eğik sağ avucumu kaşımın üzerine koyup gözlerimi siper etmiş 'etrafla ilgim yok ben kitabımı okuyorum' havasındayım ama ben kitabı çoktan unutmuş bacağı inceliyorum.
" Simit yer misiniz?" dedi kelebek, elindeki simitin yarısını uzatarak. Şimdi, normal bir erkek döner, teşekkür ederek simiti alır yer. Ama ben, önce bacağımı düşürdüm, bacağım düşünce kitap kaydı, tam düşecekken ani bir hareketle bacaklarımın arasına sıkıştırarak tutabildim, sigaramın ateşini üzerime düşürdüm fırlayarak onu silkeledim, dışarda bunlar yaşanırken iç organlarda rahat durmuyordu, kalp gümbür gümbür kan pompalıyor, kan yüzümden kulaklarımdan fışkıracakmış gibi baskı yapıyor, midem kasılıyor, bağırsaklar içindekileri götümün ağzına itiyordu, hatta çüküm bile kalkmıştı "n'oluyoruz olm lan, sevişiyormuyuz?" diye. Bütün bunlar bir kaç saniyede olmuş ama bana bir kaç saattir debeleniyormuşum gibi gelmişti.
"Hay Allah!" dedi kız kikirdeyerek.
"Hay Allah!" dedim ben de simiti alırken.
Sonra ihtiyara 2 çay söyledim, içerken başladı benimle konuşmaya, devamlı konuşuyordu.
Siyah düz saçları vardı, sanki başından aşağı akıyormuş gibi duruyordu. Önüne düşen saçlarını arada bir eliyle kulağının arkasına atıyordu, bu hareketi öyle güzel yapıyordu ki, saçın öne düşmesini bekler olmuştum. Makyajı var mı yok mu anlaşılmıyordu. Çok güzel sayılmazdı ama gözgöze gelindiğinde garip bir albenisi vardı. Bir gözü de şehlaydı.
Neler anlattı neyden bahsetti hatırlamıyorum ama bir müddet sonra bayağı samimi olmuştuk. Elimi tutuyor, boynuma sarılıyor, devamlı anlatıyordu. Arada bir benim söylediklerime ise kahkahalarla gülüyordu. Hatta bir ara ayağını dizlerimin üzerine koymuş, "ne kadar düzgün ve pürüzsüz bacaklarım var lan bak!" diye zorla elletiyordu.
Sonra kalktık, onu evine bıraktım. Boynuma sarıldı teşekkür edip yanağımdan öptü.
- Yarın gene kaytarsana işten.
- Bilmiyorum biraz zor olabilir.
- Aynı saatte orada olurum, yoksan giderim.
Dedi ve gitti.
Hangi saatteydi ki? Kaçta geldi lan bu kız oraya? Hay amına koyyım yaa!
Bir sürü hayallerle sabahı zor ettim. Biraz daha kestireyim diye uzanıp uyuyakalmışım.
"Kalk lan işe gitmicen mi?" diye dürttü ablam. "Yaa sikerim işi, bugün başka işim var" dedim. "Ne işin varsa kalk, saat 10 oldu" deyip çıktı. 10 mu! Vay ecdadını sikeyim diyerek zıpladım yataktan. Banyo kapısından girerken enseme bir tokat yapıştırıp "besmeleyle kalk o yataktan öküzün evladı, besmeleyle!" dedi ablam, elleri belinde. " Lan git başımdan sabah sabah" deyip, avcuma doldurduğum bir parça suyu yüzüne atıp kapıyı kilitledim. Eğer kilitlemesem beni oracıkta didik didik ederdi. Bir müddet kapının arkasından "Terbiyesiz köpek soyu, nasıl konuşuyorsun benle öyle, senin o ağzını kulaklarına kadar yırtarım eşşolueşşek seni, aynı babama çekmişsin işte aynı, soydur çeker boktur kokar!" diye söylendi. " Babama çekicem tabi, bakkala mı çekicem!" dedim ıkınarak. "Allahın belası piç!" dedi gülerek uzaklaştı.
Duşumu aldım, giyindim fırladım evden. Akşama kadar da olsa bekleyecektim. İhtiyara çay işaret ettim,eliyle 5 dakika sonrayı işaret etti. Neyse epey bir oturdum, belki bir demlik çay, 1 paket sigara içtim. Hayal kırıklığına uğramıyım diye kendimi gelmeyeceğine inandırmaya çalışıyordum.
"Bugün kitap okumuyor musun yakışıklı?" dedi arkamdan.
Martılar havada asılı kaldı. Dalgalar durdu. Kanım bütün vücudumdan çekildi. Araba sesleri kesildi... Sonra sanki biri şalteri tekrar kaldırdı, paat diye herşey normale döndü.
Bugün okumuyorum, seyredicem dedim. Kikirdedi. Koluma girip " bugün gezelim oturmayalım" dedi.
Akşama kadar gezmedik yer bırakmadık. Emirgan, Belgrad ormanı, Rumeli kavağı Bir sürü yer. Devamlı bir şeyler anlatıyor, bir dakika yerinde durmuyor, sanki ayakkabıları yaylıymış gibi zıp zıp zıplıyordu. Bazen sırtıma atlıyor, bazen boynuma asılıyor. Bazen de kuytu bir kenara çekip uzun uzun öpüyor sonra da "pek de güzelmiş pek de lezizmiş" diye yalana yalana geziniyordu.
Akşam oldu. Evine bıraktım. Apartmanın içine sokup boynuma sarıldı nefesi kesilene kadar öptü. Bıraktığında gözünü şaşı yapmış "oha nasıl öptüysen gözüm kaydı lan! Bir daha öpte düzelsin" deyip tekrar öpüp, gözlerini düzeltmişti.
"Pazar günü 3de Galleria'nın arkasındaki çay bahçesine gel" dedi ben çıkarken" sana orada adımı söylicem!" deyip kapıyı kapattı!
Adımı mı söylicem?! Oha amına koyyım adını bilmiyorum kızın. Hay beynimi sikeyim lan, adını sormadım iyi mi kızın, yuhh! Öküzüm işte öküz, ablamın dediği kadar varım yani!
Pazar günü belki o da erken gelir düşüncesiyle 12 de gittim oraya. Şöyle bir göz gezdirdim... Vay anneni sikeyim! Üç tane herifle aynı masada gayet samimi bir şekilde bir şeyler anlatıyor. Üzerinde kısa bir elbise, neredeyse adamların kucağına oturacak.
O aralar oralarda para karşılığı erkeklerle yatan genç kızlar vardı, ben de onu öyle görünce "vay amına kodumun karısı orospuymuş meğerse" deyip bastım gittim. Çok canım sıkılmış, ne arayıp ne de sormuştum.
İki hafta sonra pazar günü kitabımı alıp indim sahile. İhtiyardan çayımı alıp oturdum. Kitabımı okurken, sanki bir kelebek karşımda kanat çırpıyormuş gibi etekleri uçuşarak karşımda ayakta durdu. Bu sefer yanıma konmadı. Bir müddet eteklerini seyredip yüzüne bakmadım.
- Neden ektin beni? dedi kırık bir sesle.
- Ekmedim, etrafın erkek doluydu bana gerek yok diye geri gittim.
Bir süre durdu, sonra geldi yanıma oturdu.
- Anladım neden gittiğini... Ben ansiklopedi satıcısıyım, yanımda gördüklerin de kafalamaya çalıştığım müşteriydi. Biraz samimi davranınca vericem zannedip kütüphaneyi alır onlar...
Sustu. Gözyaşlarını sildi. Burnunu sümkürdü.
- Bana da mı ansiklopedi satacaktın?
- Niyetim oydu ama yapamadım. Sana sarılmak hoşuma gitmişti!
Dedi burnunu çekerek. Ve kelebek gibi etekleri uçuşarak, uçtu gitti. İhtiyar bana bir çay getirip "bu kızcaaz belki 10 sefer gelip seni sordu delikanlı" dedi. Bir şey diyemedim.
İhtiyarın parasını ödeyip kalktım. Arkadaşımın yanına gidip "rakı içiyoruz birader" dedim. Bir saate baktı, "bu satte ne rakısı" der gibi bana baktı. "Ne bakıyorsun ananın amı rakı içelim işte!" dedim, bir şey demedi. Rakıyı çıkardı bir kaç parça bir şeyler hazırladı. O bir şey sormadı ben bir şey anlatmadım. Uzunca bir süre içtik. Yıkılır haldeyken yüklenip eve götürdü. Kapıyı ablam açtı. Normalde beni sarhoş gördüğünde kıyameti koparır 50 tane laf söylerdi. Sadece gözlerime baktı, üstümü çıkarıp yatırdı. Kapıdan çıkarken seslendim;
- Abla lan!
- Ne var it?
- Babama çok mu çekmişim?
- Tıpatıp!
- Çok mu eşşekmiş o da?
- Görünüşe göre boynuz kulağı geçmiş.
- Eşşekler üstüyüm ben eşşekler!
Kapı yavaşça kapandı. Bir kelebek gelip burnumun üzerine kondu. Sızladı sızladı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder