15 Şubat 2012
Hayat çok boktan!
İki tabure ilerde ağlayan kadının yanında 3-4 erkek vardı, sanırım teselli için. Bir birinin omuzuna yaslanıp ağlıyordu, bir diğerinin. Bir müddet sonra kadın yalnız kaldı. Ağlaması kesilmiş ama makyajı silinmiş yüzü üzgün görünüyordu. Öyle incelerken birden kafasını çevirip yüzüme baktı. Suçüstü yakalanan röntgenci gibi öyle kaldım, arkalara bir yere bakar gibi yapıp başımı önüme çevirdim. Kalkıp yanıma geldi, "şimdi yarrağı yedik" diye düşünürken, bardağını benimkine vurup kulağıma "çok mu kötü görünüyorum?" dedi. Evet anlamında başımı salladım, tekrar kulağıma yanaşıp mevzuuyu anlattı. Konuşması gayet düzgün sanki konuşma eğitimi almış gibi net ve akıcıydı. Sadece konuşurken hafiften tükürük saçıyordu. Kısaca bu akşam yanında olması gereken adam gelmemiş, bunun da buna siniri bozulmuş. Kulağına eğildim, yanağını yanağıma dayayıp, sanki öpecekmişim gibi omzunu hafifçe kaldırdı, içimden de geçmedi değil, kokusuda güzeldi keşke daha uzun bir şeyler söyleyip bir müddet daha böyle kalsaydım diye hayıflanıp "baktığımı nasıl anladın?" dedim. Kafasıyla karşıyı işaret etti, oha amına koyyım koskoca ayna var karşıda, ben onu unutmuştum, meğer o da ordan bana bakıyormuş. "Çok sinirim bozuk, bu gece ya intihar edicem ya da birine vericem" dedi. Gözlerinde çapkın bir gülümseme vardı. Tabi benim hormonlar harekete geçti, beyin vücudu taramaya başladı "dişler fırçalı, tırnaklar temiz, iç çamaşırı yeni değişti, kokutmayan ayakkabılar ayakta, çoraplar yeni, terlemeyi önleyici koltuk altı bişeysi sürülü,hesabı ödeyecek para da var, ben hazırım!". "İntihar iyi bir fikir değil" dedim kulağına. Yarım ağızla güldü. Telefona baktı, mesaj yazdı, sonra konuşmak için dışarı çıktı, geldi, çantasını toparladı, paltosunu giydi. Kulağıma yanaştı "hadi kalk gidelim sevişelim!" demesini beklerken "verecek adam buldum!" dedi hesabını ödedi gitti!...
10 Şubat 2012
Ne vuruyosun ulaaan!
Uyumayın lan ibneler!!!... Babayiğit geldi!
Diye, avazı çıktığı kadar bağırarak kapıdan girerdi. Ortalık hemen hareketlenir, oturanlar kalkar, çalışanlar "ben çalışıyorum" dercesine kendini gösterirdi.
Gider kimine "akşam iş mi yaptın lan, parlamışsın?" diye takılır. Birinin boynuna atlar öyle asılı kalır, indikten sonra da sanki çükünü tutacakmış gibi ani bir hareket yapar, hemen iki eliyle çükünü korumaya alan adama ""oha amına koyyım, 90 kilo herif boynuna asılıyorum yerinden kıpırdamıyor da, çüküne zarar gelecek diye aklına ziyanlık geliyor, götüne kodumun öküzü!" der. Ordan gider bir başkasına sataşır. Bu arada çaktırmadan çıkan malları kontrol eder, bütün makinaların arasında dolaşır, her şey yolunda mı bakardı.
Çayını getiren çocuğun gıdıklanma tiki vardı, çayı elinden almadan bileğinden tutar, başına geleceği anlayan çocuk hem çayı dökmemeye uğraşır hem de yan yan kaçmaya çalışırdı ama bileği kaptırmış olurdu bir kere.
- Abi! Abi!
- Abini sikiyim olm gel bir şey yapmıcam!
- Abi n'olur abi!...
- Olm korkma işte,bi'şey yapmıcam, kaçarsan tahrik oluyorum... Burandaki ne böyle, pamuk mu o bakayım?
- Ananı!... Abi n'olur!... Çay dökülecek abi!
- Çayı dökersen git muhasebeden hesabını kestir! Hiç acımam valla!
- Ananı!... Abi ananı!... Yap...Ananı!...
- Tamam tamam yapmıcam, gel hadi poğaça yiyelim.
- Ananı!!!... Abi Allah'ını seviyorsan!...
Poğaçaları çıkartır herkese dağıtır kendi de diğerleri gibi orada yerdi. Çayına toz gelmiş, yiyeceğine pamuk konmuş hiç önemsemezdi.
Çalışanların hepsinin üstündeydi, hem yaşça hem kıdemce hem de tecrübeyle, ama bunu hiç belli etmez herkesle birlikte çalışırdı. Yanına gelen yabancı müşteriler, ona kendisini sorarlardı "siz oturun abi, şimdi gelir" diyerek odasına yollar, tozunu silkeler, çocuğa çayları söyler,arkalarından giderdi. Her gelene mutlaka çay söylerdi kim olursa olsun. Çay getiren çocuğun gözü hep bunun üzerinde olurdu, öyle karşısına dikilip bakmaz, uzaktan hem işini yapar hem arada şöyle bir dikilip bakardı. İçeri doğru baktığını görünce hemen göreceği yere geçer, göz işaretinden bile anlardı ne istediğini. Sabahları çayın demlenmesini tam geleceği saate ayarlar, bir Allah'ın kuluna da içirtmez, ilk bardağı mutlaka ona verir. Hiç bir ağır işi de ona yaptırmaz hemen elinden alırdı.
- Ver abi ben taşırım.
- Ben taşıyamam mı lan?
- Yok abi estafurullah, belin ağrıyo ya ondan.
- O kadarcık ağrıdan bir şey olmaz olm, ağacı kökünden sökerim ben hala!
Deyip yiğitliğe bok sürdürmezdi ama, zorlandığı yüzünden belli olurdu.
Bazen yeni bir işçi çalışmaya başladığında, makinaların arasından koşarak avazı çıktığı kadar "Allaaaaah! Kaçın lan kaçııııın!!!" diye bağırarak yangın merdivenine koşar, zavallı yeni adamda korkup bunun peşinden koşmaya başlar. O önde işçi arkada bütün dükkanda bir tur attırır, hiç bir şey yokmuş gibi gider çayından bir yudum alır otururdu, adama da dönüp " ne koşuyorsun deli gibi, çalışsana" der, sonra gülerek sarılırdı. Herkes alışmıştı bu bağırmalarına. İşçilerle arası çok iyiydi, haftada bir mutlaka bir şeyler ısmarlar oturur birlikte yerlerdi. İşi filan olupta gelmeyenin parasını kestirmez, gelmeyenin yerine kendi çalışırdı.
Bir gün, mal almaya gelen şöförün yeni olduğunu görmüş, adam yazıhaneden çıkarken "kaçın lan kaçııııın" diyerek koşmaya başlamış, adamın arkasından koştuğunu görünce de "ne vuruyosun ulaaan!" diye bağırmaya başlamıştı. Başına geleni anlayan şöför durmuş "abi ayıp oluyo ama ha, altıma sıçtım yaa!" deyip gitmiş, o da kahkaha atarak oradaki kumaşların üzerine nefes nefese oturup arkasına yaslanmıştı. Çayını getiren çocuk önce uyukladığını zannetmiş. Sonra bir gariplik olduğunu sezip hemen patrona haber verdirmiş, babayiğiti de kucakladığı gibi arabaya taşımıştı.
O gün bir sessizlik çöktü atölyeye. Kimse konuşmadı. Herkes sessiz sedasız işini yaptı.
Ertesi sabah çayı demlerken isteksizdi çay getiren çocuk. Herkes suskun, gözleri kapıdaydı. Patronlar başları önde kapıdan girdi. Çay getiren çocuğun içi ürperdi. Yanlarına koşup yüzlerine baktı. Patron şöyle bir omzuna dokunup sessizce yürüdü. Çay getiren çocuğun omuzları düştü. Bir müddet öyle kaldı. Sonra sessizce gidip ilk çayı doldurdu, soyunma odasında ağlaya ağlaya çayı içti. Uzun bir süre onra dışarı çıktı, az ilerdeki pastaneden bütün parasına poğaça aldı. Geri gelip herkese çay doldurdu. Makinaların arasına saklanan, gözleri kızarmış adamları ortaya çağırıp poğaçaları açtı. Ama kimse yiyemedi. Koca atölye, çalışan onca makinaya rağmen ne kadar sessizdi. Gözleri kapıda çaylarını içtiler. Sanki her an "uyumayın lan ibneler!!!... Babayiğit geldi!" diye bağırıp kapıdan girecekmiş gibi.
Ama babayiğit o kapıdan bir daha hiç girmedi...
Ve çay getiren çocuk bir daha hiç sabahları çay demlemedi.
Herkesin duyduğu son sözleri olan "ne vuruyosun ulaaan!" arada bir saygıyla söylenip gözleri nemlendirir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)