Okuldayken tahtadaki 'konuşanlar' listesine adım hiç yazılmadı!
- Neden hep susuyorsun, hiç konuşmuyorsun?
- Kelimeleri doğru sırayla söyleyemediğimden olabilir, bilmiyorum.
Diye cevap verdim sıkılarak. Hep nefret etmişimdir "sen neden konuşmuyorsun" sorusundan.
Bir
şeyler anlatmaya başladığım zaman, nefesimi, sesimin tonunu
ayarlayamam, sanki ağzımda koca bir lokma yemek varmış gibi çıkar
kelimeler, çoğu söylediğim ikinci sefer tekrar ettirilir.
- Olm bugün matematikten yazılı olucaz, hiç çalışmadım amına koyyım!
- Ha? Ne dedin?
- Ananın amını dedim!
- Hangi hamamın yanını dedin?
- İbneler!...
Sonra farkettim ki, pek fazla konuşmamam herkes için daha iyi.
"Çocukluğundan beri böyle misin?" dedi.
"Yok, ilkokulda öğretmen numaramı söylediğinde "burda" derdim!
Hafif
bir tebessüm edip, çayından bir yudum aldı, başını denize doğru
çevirdi, ne yapsındı ki, karşısında ağzından zorla laf alınan bir adam
otururken? Hem de ilk buluşmamızda. Belli ki sıkılmıştı.
" Hadi seni
bırakayım da, fazla eziyet çekme" deyip kalktım. Çayların parasını
ödedim. Evine kadar hiç konuşmadık, arabadan inerken hoşçakal dedi.
Sadece gülümseyip başımı eğdim.
Seneler sonra bir arkadaş toplantısında karşılaştık. Evlenmiş.
Kocası, her konuda konuşan neredeyse hiç susmayan. Yaptığı esprilere hem
yüksek perdeden, hem de herkesten çok kendi gülen. Konuşurken
yanındakini dürten. İkide bir "yaa gül gül öldük" diyen bir adam. Bir
ara bana " ya hocam sen de amma konuştun ha, iki dakika susta kafamızı
dinleyelim" diyerek bir kahkaha patlattı. Tam "seni şimdi domaltır o
dilini götünden dışarı çıkarırım, amcık seni!" diyecekken, masanın
altından bir tekme geldi, kaş göz işaretiyle susturuldum.
Neyse sağ
salim geceyi bitirdik, vedalaşırken bir fırsatını bulup kulağıma "sükut
altınmış" diye fısıldadı. "Sana da iyi geceler!" dedim, farkedilmesin
diye... Öyle!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder