17 Mart 2012

Okuldayken tahtadaki 'konuşanlar' listesine adım hiç yazılmadı!

- Neden hep susuyorsun, hiç konuşmuyorsun?

- Kelimeleri doğru sırayla söyleyemediğimden olabilir, bilmiyorum.

Diye cevap verdim sıkılarak. Hep nefret etmişimdir "sen neden konuşmuyorsun" sorusundan.
Bir şeyler anlatmaya başladığım zaman, nefesimi, sesimin tonunu ayarlayamam, sanki ağzımda koca bir lokma yemek varmış gibi çıkar kelimeler, çoğu söylediğim ikinci sefer tekrar ettirilir.
- Olm bugün matematikten yazılı olucaz, hiç çalışmadım amına koyyım!
- Ha? Ne dedin?
- Ananın amını dedim!
- Hangi hamamın yanını dedin?
- İbneler!...
Sonra farkettim ki, pek fazla konuşmamam herkes için daha iyi.
"Çocukluğundan beri böyle misin?" dedi.
"Yok, ilkokulda öğretmen numaramı söylediğinde "burda" derdim!
Hafif bir tebessüm edip, çayından bir yudum aldı, başını denize doğru çevirdi, ne yapsındı ki, karşısında ağzından zorla laf alınan bir adam otururken? Hem de ilk buluşmamızda. Belli ki sıkılmıştı.
" Hadi seni bırakayım da, fazla eziyet çekme" deyip kalktım. Çayların parasını ödedim. Evine kadar hiç konuşmadık, arabadan inerken hoşçakal dedi. Sadece gülümseyip başımı eğdim.
Seneler sonra bir arkadaş toplantısında karşılaştık. Evlenmiş. Kocası, her konuda konuşan neredeyse hiç susmayan. Yaptığı esprilere hem yüksek perdeden, hem de herkesten çok kendi gülen. Konuşurken yanındakini dürten. İkide bir "yaa gül gül öldük" diyen bir adam. Bir ara bana " ya hocam sen de amma konuştun ha, iki dakika susta kafamızı dinleyelim" diyerek bir kahkaha patlattı. Tam "seni şimdi domaltır o dilini götünden dışarı çıkarırım, amcık seni!" diyecekken, masanın altından bir tekme geldi, kaş göz işaretiyle susturuldum.
Neyse sağ salim geceyi bitirdik, vedalaşırken bir fırsatını bulup kulağıma "sükut altınmış" diye fısıldadı. "Sana da iyi geceler!" dedim, farkedilmesin diye... Öyle!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder